Emirler Köyü

Niğde Ulukışla

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

KIZILÖZ'DE EYMİRLİ

e-Posta Yazdır
( 0 - user rating )

Harita

Kızılöz

Osman Erdem

JavaScript is disabled!
To display this content, you need a JavaScript capable browser.

1530 Tarihli NiÄŸde Livası Haritası  ve Kaybolan Eymirli-Emirli
  İlk bakışta sanki bizim Emirler Köyü imiÅŸ gibi görünen bu oba aslında tamamı ile isim benzeridir. DiÄŸer taraftan Eymirler ve Eymirli obaları Faruk Sümer(OÄŸuzlar ve Türkmenler) , Orhan Sakin'in Anadolu'da  Türkmenler ve Yörükler kitaplarında ayrı ayrı belirtilmiÅŸtir. Haritadaki konumuna bakılarak ve de Kızılöz'de Obalar adlı makalemize göre; Emirlü'nün yerleÅŸim yerinin, Kamaridin Han ile  Alavı -Porsuk arasındaki su kenarlarında bir yerde Kızılöz-KılanboÄŸazı havzası olabileceÄŸi öngörülmektedir.

Faruk Sümer'e göre Söğüt Yörükleri arasında Eymirlü adlı bir oymak vardır. Bu oymak 59, 13, 13 vergi evi olmak üzere  Ã¼Ã§ kola ayrılmıştı.  

Kızılöz Mevkii 1530 Yılı Niğde Livası Haritası 2010 Yılı Niğde İli Haritası

 

Emirler

Emirler Cema'ati(Obası):Birgi Kz, Aydın Liv, TD:.(Tahrir Defteri)166, s.425.
Emirler Cema'ati(Obası):Kaş-Yenice [n.],Kütahya Liv, TD:.(Tahrir Defteri)438, s.53.
Emirler Cema'ati(Obası):Tire Kz, Aydın Liv, TD:.(Tahrir Defteri)166, s.374

Emirli


Emirli Obası:Tire Kz, Aydın Liv, TD:.(Tahrir Defteri)166, s.459.

 

Acaba Kızılöz civarında  Eymirli obasının iÅŸi ne idi? Bu sorunun cevabını bulabilmek için 16. Yüzyıl Osmanlı Anadolu vilayetlerindeki sosyal ve ekonomik koÅŸulları daha da önemlisi asayiÅŸ durumlarına kısaca  göz atmamız gerekiyor.

Celali-Şahkulu-Tekelioğlu İsyanları

Özellikle Osmanlı'nın dışarıda yaptığı uzun süreli savaÅŸlar, devletin üzerine fazlasıyla ekonomik yük getirmiÅŸti. Bu yükün azaltılması için bilindik vergi artırma  yöntemleri o yıllarda da uygulanmaya baÅŸlandı. Bu uygulamalar zaman zaman sonuç da  getirdi. Hatta bazı yıllarda bütçe fazlasının bile oluÅŸtuÄŸu görüldü. Ancak saray tayfasının bütçe fazlasıyla Kağıthane'ye yaptırdıkları eÄŸlence mekanları gibi  lüks harcamalar Anadolu OÄŸuzlarını çileden çıkarmıştı. DiÄŸer taraftan  Hıristiyan ve Yahudi inançlarına gösterilen hoÅŸgörü, her nedense siyasi veya bireysel(DevÅŸirme Vezirler, Åžeyhülislamlar....vs) kin vb nedenlerle "OÄŸuz Törelerine-Atalar İnancına" gösterilmiyordu(Umar.Ö. Oflaz).

1492 yılında İspanya'dan sürülen Yahudilere; kucak açıp, yıllarca inançlarına karışmadan  zevki-sefa sürerek, huzur içinde   yaÅŸamalarını saÄŸlayan Osmanlı'nın, Anadolu'daki   OÄŸuzlara(Yörük-Türkmen) dünyayı dar etmesinin gerekçelerini ancak düz mantıkla-Åžah İsmail yanlısı olmak- göçebe olmak vb açıklanabilir .Yüzyıllar boyunca Osmanlı tarafından askerlik bile yaptırılmayan Yahudilerin sadece 1.Dünya savaşında-Osmanlı tamamen yok olacağından veya tekrar iÅŸgalci Avrupalılar tarafından sürgün edilecekleri korkusundan- savaÅŸtığı da söylenir.  DiÄŸer yandan bir padiÅŸahın vezirleri kontrol ettirdiÄŸinde, 8-10 vezirden sadece bir tanesinin sünnetli olmasının Osmanlı İmparatorlu'ÄŸunun kimler tarafından yönetildiÄŸinin açıklamasıdır. Celali isyanlarının çıkmasından önce ve sonra yazılanlar ve yaÅŸananlara örnekler;

Soru: Bazı sufiler, "bize şeyhimiz böyle buyurdu" diyerek sürekli zikretseler ne yapmak gerekir?

Cevap:Şeyhleri olan dinsizin buyruğunu Tanrı Peygamberinin buyruğuna yeğledikleri için tümünün öldürülmesi gerek.

Soru:Kızılbaş topluluğun(Oğuz Türkleri) dine göre topluca öldürülmesi helal midir? Bunları öldürenler gazi, öldürme sırasında ölenler şehit olur mu?

Cevap: Kızılbaşların toplu olarak öldürülmesi elbette dinimize göre helaldir. Bu en büyük kutsal savaştır. Bu yolda ölmek de şehitliğin en ulusudur.

Soru: Bir kişi diğerine selam verirken "Aşk olsun" dese, diğeri de "Ya Hu" diye karşılık verse bunlara ne yapılır?(Hu Türklerin binlerce yıllık selamı dır ve "HU KOMŞU" biçiminde halen kullanılmaktadır."

Cevap:Yüce tanrının selamını beğenmeyen kafir olur. (Kafir olurlar, yani öldürülmeleri gerekir.) (Nasıl Müslüman Olduk-E. Aydın)-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Selam-Åžalom: İbranice'dir.Åžalom'u Yahudiler(İbrani) kullanırken, Araplar(İbrani) da selamı İslamiyet'ten önce de kullanmakta idiler. Selam ve Åžalom İbrani kökenli sözcüklerdir. İslam Dinine mal edilerek tüm İslam Dünyası tarafından hemen hergün her yerde kullanılmaktadır. Bu bana göre İslamlaÅŸmak deÄŸil İbranileÅŸmektir. Arap ve Yahudiler'in İslamiyet'ten önce de çocuklarına verdikleri İbranice isimleri, onlardan daha hevesli olacak  ÅŸekilde ivediyle çocuklarımıza vermemiz, İslam'a hizmet deÄŸil, İbrani Kültürüne hizmettir. Allah tüm kavimleri birbirini tanımaları için farklı farklı yaratmıştır. Asimile olmaları için deÄŸil. Musevi, Hırıstiyan, Müslüman, Budist vb olan Türkler  dini inançlarını ayrı ,Türk Kültürü'nü de ayrı yaÅŸamaları yok olmalarını engeleyecektir.

Mehmet Ebussuud el-İmadi denilen şahsın, 8 Şubat 1517 tarihli belgeye göre %80'i Alevi olan bir memlekette bu tür "söylemler" de bulunması- bulunma cesareti göstermesi gayet düşündürücüdür.

Demek ki Amerika'yı Avrupalı'lar deÄŸil de Osmanlı'lar keÅŸfetse idi; Ebussuud'a göre Kızılderililer'de katli sevap olan bir topluluk olacak, ÅŸimdi bir kaç milyon olan kızılderili nüfusu belki de  hiç olmayacaktı. Zaten  kızılderili isminde geçen "kızıl" sözcüğü,  Ã¶ldürülmeleri için Ebussuud'a göre geçerli bir sebeptir. DiÄŸer yönden Kızılderili kavmi Asya kökenli olup İptidai ÅŸamanizm çizgisine yakın inanç sistemleri ile de bilinmektedir. Yani Osmanlı'nın , Ebussuud gibi ÅŸeyhülislamlarla Amerika'ya, Afrikaya, Avustralya'ya ayak basmamış olması  bu kıtalardaki insanlar için büyük ÅŸanstır. Avrupalılar,  Kızılderilileri toprakları-yer altı yer üstü zenginlikleri  için öldürürken, Ebussuud düşüncesindeki insanlarsa "dine hizmet!"  için öldürmüş olacaklardı.

Osmanlı'da inanç özgürlüğü, inançlara saygı; Hırıstiyanlık, Yahudilik, İslamlık üzerinedir.Osmanlı'da   farklı  inançları olan insanların yeryüzünde yaÅŸama ÅŸansı yoktur. Öldürülmeleri ise "Dine Hizmet" anlayışındandır. Laiklik Ebussuud gibiler için yaÅŸamalıdır.

15. YY sonlarında ;Osmanlı'da Arap Kavmi;" Kavmi-Necip" yani asil kavim ,Arap soyu(İbrani) da "Nesli-Necip"-(Nesli Asil) olarak deÄŸerlendirilmekte idi. O yıllarda açıktan açığa yapılan İbranicilik(Arapcılık) daha sonra el altından gizliden gizliye, oba adlarının, Türkçe ad ve kavramların,   Arapca'laşıtırmasına kadar gitti. Artık İslamlaÅŸtırma' da yeterli gelmeyip, İbrani-Arap kültürü'nün kıskacında İslam Dini'nin arkasına sığınılıp, Türk kültürü, planlı bir ÅŸekilde  asimile ediliyordu. Türklerin geçmiÅŸle ilgili baÄŸlarını kopartmak için "ümmetçilik" politikası güdülürken bir yandan da Arapcılık oynanıyor, fetvalarla ÅŸiirlerle, yazılarla Türk Kültürü al aÅŸağı edilip, kendi kültürümüz unutturulmaya çalışılıyordu. Bu anlayışın misyonerliÄŸini yapan Divan'ı Hümayun(Bakanlar Kurulu) yazarlarından, Hafız Ahmet Çelebi, 1499 yılında yazmış olduÄŸu ÅŸiiriyle, Osmanlı'ya  hayranlık duyan bazı  Türk gençlerini, ziyadesiyle  inciterek heveslerini kursaklarında bırakmaktadır.

"Sakın Türk'ü insan sanma,

Bir an bile olsa Türk'le birlikte olma,

Türk eline şeker alsa, o şeker zehir olur,

Türk'ün başını keserken sakın gam yeme,

Baban'da olsa Türk'ü öldür."

Burada Hafız Ahmet Çelebi, Türk'lüğü ;sünniliÄŸi kabul etmeyenler anlamında kullanmıştır. Çünkü anası babası Türk olursa kendisi de Türk olur böylece kendi kendini öldürmek gibi durumu söz konusu olur. Hülasa, o yıllarda Türklük ve Al-evi'lik birbiriyle özdeÅŸleÅŸmiÅŸ kavramlardır. Yani Hafız efendi, sen sünni isen baban da alevi ise babanı öldür."  diyerek iç savaÅŸ  ve kardeÅŸi kardeÅŸe kırdırmak için ortam hazırlamaktadır.

" Türk deÄŸil mi Merzifon'un EÅŸeÄŸi, EÅŸek deÄŸil köpekten de aÅŸağı " dizeleri de, yıllarca liselerde beynimize zorla yerleÅŸtirilmeye çalışılan divan edebiyatının, "Türk Düşmanı" ÅŸairlerinden bir tanesine aittir. "TosbaÄŸa kabuÄŸundan çıkmış da kabuÄŸunu beÄŸenmemiÅŸ". Atasözü de, ilgili kiÅŸileredir.  

Kısaca Türk'ü Türk'e kırdırmaktan zevk alan ve Türkler'e babalarını dahi öldürmeyi telkin eden Nesli-Necip! Hafız Ahmet Çelebi ve  Ebussud gibi, soyu sopu hep buzlu cam arkasında olan yaratıkların deÄŸiÅŸik versiyonları,  günümüzde de benzer oyunları tezgahlamaktadırlar.

   
"Amasya beyine buyruÄŸum ki;....buyruÄŸum eline geçtiÄŸinde, adı geçen Süleyman'ı kendisine uyan diÄŸer dinsiz ve fesatçılarla, gizlice araÅŸtırıp ve de adı geçen kiÅŸi gerçekten yukarı öz halifelerinden olup, kafirlik üzre olup, yasa dışı davranışlarda bulundukları doÄŸru ise , toprak kadısı marifeti, ile, adı geçenleri güzelce ele geçirip ve de hiç kimseye duyurmadan el altından KızılırmaÄŸa götürüp boÄŸdurasın, yada baÅŸka bir biçimde uygun görüleceÄŸi üzere " hırsızlık ve Haramilik eylediler"! iddia(iftira) eyleyip haklarından gelesin 22 rebiülevvel 976---Miladi 1568).   Diye buyuran da Türk olduÄŸunu! iddia ettiÄŸimiz padiÅŸahlardan.. 1568 de Sarı Selim tahtta idi.  Sarı Selim(II. Selim)'in , 1574'de  hamamda cariye kovalarken düşüp kafayı yararak beyin kanamasından öldüğü söylenir. 

Yazılı halde bulunan OÄŸuz Kültürü'ne ait kitapları Anadolu'dan toplatıp yaktıranlar da PadiÅŸahlardır. En son II. Mahmut'da tozlu raflardaki OÄŸuz Kültürü ile ilgili kitapları yaktırarak Türk Kültürüne ,sarılamayacak derin yaralar açmıştır.Yazılı tarihi, kültür birikimi yok edilen Türklerin tarihi, böylece batılı tarihçilerin inisiyatifine terk edilmiÅŸtir. DoÄŸrusunu söylemek gerekirse Çin kaynaklarından inceden inceye Türk Kültürünün taÅŸlarının bir  araya getirilme çalışması da günümüz Çin politikası ile oldukça zordur. Binlerce yıllık kültürümüzün yazılı halde olan örnekleri,  hasmane bir ÅŸekilde yok edilerek Türkler, uçurumun kenarına itilmiÅŸtir. SeçeneÄŸi kalmayan insanlarımız sünnileÅŸtirilmiÅŸ, direnenler de İran-Molla kıskacında Kerbela-Ali motifi ile sinsi bir ÅŸekilde  ÅŸiileÅŸtirilerek kısır döngünün içine sürüklenmiÅŸtir. 

1980'li yıllardaki İran'lı bir molla'nın Anadolu'daki Aleviler'den için "Ya sizler bunları sünnileÅŸtirin ya da biz bunları ÅŸiileÅŸtirelim" pervasızlığını göstermesi Alevilik ile ÅžiiliÄŸin farklı olduÄŸunu açıkça ifade etmektedir.. Maalesef yüzyıllardan beri gelen Anti-KızılbaÅŸ propaganda sayesinde, günümüzde Alevi kökenliler alevi olduklarını  söylemekten utanır hale getirilmiÅŸtir. Aleviler üzerinde sinsice oynanan sünni-ÅŸii çalışmalarını bir türlü hazmedemeyen, inançlarını yaÅŸayamamanın verdiÄŸi bunalımla, bazı aleviler  "Ateizmi" seçme yoluna gitmiÅŸtir.Ki günümüzde "Ateistim-inançsızım" demek "Aleviyim" demekten çok daha kolaydır. İnsanlarımız,  inançsızılığı, Alevi İnancından da üstün görmekte  ÅŸekilden de olsa "saygı duyarım" inceliÄŸini gösterebilmektedir. Aynı anlayış Alevilere karşı birçok yerde  maalesef geçerli deÄŸildir..  AleviliÄŸin bir "Türk Dini" olduÄŸu gerçeÄŸini göremeyen sünni Türkler'de  farkında olmadan İran politikalarına alet olarak , soydaÅŸları olan alevileri  "ÅŸiileÅŸtirme" çalışmalarına hizmet etmektedirler.

DiÄŸer yandan Alevi olduÄŸunu söyleyen bir çok kiÅŸinin ÅŸiileÅŸtiÄŸinden haberinin olmaması da İran'ın misyonerlik faaliyetlerinin derinden ve ayrıntılı ÅŸekilde ,planlı olarak yapıldığı ve  baÅŸarılı olduÄŸu anlamına gelmektedir. Yazılı OÄŸuz Kütürünün Osmanlı tarafından kasıtlı olarak yok edilmesi, dilde kalanların da ne idüğü belirsiz dışarıdan atanan-seçtirilen alevi liderleri sayesinde tamamı ile İbrani-Arap kültürü ile çorba haline getirilmesi OÄŸuzları geçmiÅŸinden daha da uzaklaÅŸtırmaktadır. Günümüzde  sünni-ÅŸiileÅŸtirme evresi tamamlanmak üzere olup  ikinci evre olan İbrani-AraplaÅŸtırma  yolunda asimilasyon çalışmaları da gene sinsi bir ÅŸekilde basın yayın organlarında belli çevrelerin desteÄŸi ile hızla devam etmektedir. 
 

Ac-ı BektaÅŸ'ı Veli,  Hacı BektaÅŸ'a Al-i Koca Ali Hoca'ya, Hazan, Hasan'a, Otman, Osman'a, AnÅŸa(Bilge KaÄŸan'ın EÅŸi) AiÅŸe'ye, Taht Ocağı-Taht-acı, Tahtacıya ve bilmediÄŸimiz nice Türkçe terimler ince hesaplar yapılarak, farklı yönlere yönlendirilmiÅŸ veya  İbranileÅŸtirilmiÅŸtir.  Ayrıca Osmanlı , Ac-ı BektaÅŸ-ı Veli Dergahı'na  hırıstiyan'dan dönme  ajan provakatör devÅŸirmeyi , Ocak lideri olarak görevlendirerek , BektaÅŸi felsefesinin içini  boÅŸaltmaya çalışmış  , hatta  aÅŸağılayıcı fıkralar üreterek insanlarımızı  BektaÅŸilere ve BektaÅŸi felsefesine karşı  durumuna getirmiÅŸtir.

SünnileÅŸen Türkler  ise eski inançlarının, Gök Tanrı dini olduÄŸunu yani tek Tanrı inancı olan dine sahip oldukları ile kendilerini aklayarak kızılbaÅŸlık dönemlerini de  hasır altı edip geçmiÅŸleri ile barışmayı ileriki tarihlere ertelemiÅŸlerdir.  Arap emperyalistlerin İslam'ı kullanarak İspanya'ya kadar olan bölgeyi sömürüp o da yetmeyip Çin'e kadar varıp Asya'da kan kusturan bedevilerin Türkler'e iyi davrandığı masalını, hatta Arapları Orta Asyanın derinliklerine kadar Çinlilere karşı Türklerin davet ettiÄŸini iddia eden,  Arapları cici-bici gösteren de gene fanatik sünni tarihçilerimizdir. Dinde zorlama olmadığını İslam Dini Kafirün suresi ile net bir ÅŸekilde ortaya koyarken, İspanya'da Çin'de Araplar'ın ne iÅŸi vardı diye sormayan aslında sormak istemeyen yine bizim tarihçilerimizdir. Türkler nasıl müslüman-sünni olduklarını bilmek zorundadırlar. Sünni-ÅŸii olan Türkler'in bu aÅŸamada yapacakları  tek ÅŸey kendi dillerini ve kendi kültürlerini her ne olursa olsun korumaları gerekir.  Türk Milleti, İslam Dini'nin arkasına sığınan İbrani(Arap-Yahudi) sömürgecilere kendi kendilerini peÅŸkeÅŸ çekmemelidir. Türklüğü ve İslamı ayrı ayrı yaÅŸamaları kendi gelecekleri için olmazsa olmazların başında gelmektedir. . Aksi halde Arap-Yahudi emperyalistlerin uÅŸağı-kölesi olma yolunda hızla ilerleriz.

Atatürk döneminde hayata geçirilen Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu gibi Oğuz Türkleri için hayati önem taşıyan kuruluşların çalışmaları da Atatürk Döneminde olduğu gibi Türklere ve Türk Kültürüne hizmet etmeye devam etmelidir.

 

"İslama göre ışık/rafizi(Oğuz Türkleri) taifesi, kötü bir taife olduğu gibi, kafirlerden de dahi kötü bir taifedir".

 BoÅŸnak olduÄŸu bilinen Peçevi efendi de, sarayın güçlü kollarında hariçten gazel okumayı yeÄŸleyenlerden. Dünün hıristiyandan dönme devÅŸirmesi  Peçevi,  Türkleri "kötü bir taife" olarak tanımlaması bizi ÅŸaşırtmamaktadır. Saray ÅŸebekesinin demirbaÅŸlarından olan Peçevi'nin bu sözleri, aynı zamanda  Osmanlı'nın kılasik politikalarındandır.

Peçevi'nin görüşlerinden etkilenen bir "kadı efendi" istemediği ve hakkından gelmek istediği birisi için padişahına iki satır mektup gönderiyor ve yanıt geliyor;

"Sen ki kadısın, mektup gönderip, Elbistan İlçesine bağlı İnanç adlı köyden Yitilmiş Abdal adındaki kimse için " Kızılbaş olup, şeriata göre hakkından gelinmek lazımdır" diye bildirmişsin. İmdi adı geçeni yakalamanı emredip buyurdum ki;

Emrim geldiÄŸinde, adı geçen kızılbaşı , bir baÅŸka töhmet(bir baÅŸka suç yükleme) yoluyla tutuklayıp ve de ahvalini yüce ÅŸeriatın gerektirdiÄŸi ÅŸekilde bu konuda geçmiÅŸte gönderilen ulu fermanım gereÄŸince teftiÅŸ eyleyip gereÄŸini yapasın (25 Recep 985-M.1577).  Bu yılda tahtta III. Murat vardı. III. Murat 17 Ocak 1595'te  prostat kanserinden öldü.

DadaloÄŸlu'nun yıllar sonra, "Ferman PadiÅŸahınsa DaÄŸlar Bizimdir" dizelerini neden söylemiÅŸ olabileceÄŸini yukarıdaki ferman fevkalede anlatmaktadır. Özünde bu fermanlar ÅŸalvarı ÅŸaltak Osmanlı'nın adalet anlayışı,  hoÅŸgörü kapasitesi,din anlayışı ve Türklere bakış açısı hakkında ip ucu vermektedir.

Osmanlı'nın Türk düşmanlığı denilince  Hırvat asıllı sadrazam Kuyucu Murat PaÅŸa'yı yok saymak, ÅŸanına! karşı büyük ayıp olur. Anadolu'da 1606-1611 yılları arasında 5 yılda 150.000 OÄŸuz Türkü'nü (Yörük-Türkmen)kılıçtan geçiren, aman diyeni de " Vurun Pis Türke" diyerek gaddarlığın, vahÅŸiliÄŸin sınırlarını zorlayan içi tıka basa Türk'e karşı kinle dolu  bu devÅŸirmenin yaptıklarını bu sayfaya sığdırmak mümkün deÄŸildir. Kuyucu Murat PaÅŸa'nın faaliyetleri 1570 yılından sonradır. Yani Emirlü'nün göç etmesi ile direk olarak ilgisi yoktur. Ancak okurlarımızın ,Osmanlı'nın Türkler'e olan bakış açısını daha iyi görebilmeleri için 1530 -1570 yıllarında yaÅŸanması muhtemel olaylara dikkatini çekmektir.

Kızılırmağın kuzeyindeki Yukarı Öz'de binlerce OÄŸuz Askerini diri diri kuyulara gömen, KızılbaÅŸ-OÄŸuz  olduÄŸu için Osmanlı askerlerinin bile öldürmeye kıyamadığı  küçük bir çocuÄŸu,  bizzat kendisi kılıçla doÄŸrayıp öldüren de Hırvat asıllı Osmanlı Dönmesi DevÅŸirmesi  Kuyucu Murat PaÅŸadır. Eyeri kaltak Osmanlı'nın Yavuz Selim'den sonra gümüş madalyayı almaya hak kazanan iki numaralı Türk düşmanı da yine Kuyucu Murat PaÅŸadır. Bazılarına göre altın madalyayı! açık ara önde almıştır. Yavuz Döneminde yapılan Türk kıyımları zaten dillere destan olmuÅŸtur. Ancak günümüzde sünni olan Emirler Köyü'nde de Yavuz ismi geçen atasözlerimiz hayli düşündürücüdür. " Yavuz hırsız ev sahibini bastırır."  "YavuzluÄŸun sonu uyuzluk"

İşin üzücü olan bir yanı da, bu yaratıkların bazı Türkler tarafından "atalarımız" olarak kabul görmesidir. Osmanlı'nın son anlarında filizlenen Türklük bilincinin  simgesi olan insanlarımızı, (Sabetay-Dönme-Kürt) ilan edenlerin bir kez daha düşünmesi gerekir. Acaba "Osmanlı Åžimdiye Kadar  Kimlere Çalışıyordu Diye"....

Åžu da unutulmamalıdır ki, bugün birazcıkda olsa "Türklük bilincine sahipsek ve Türk Kültürü biraz da olsa nefes aldıysa" bunu  Atatürk'e ve Türklüğe hizmet etmiÅŸ tarihçilerimize,(Afet İnan, Yusuf Akcura,Ziya Gökalp vb) insanlarımıza borçluyuz. Türkün atası , Eymir'dir,..vb..... OÄŸuz KaÄŸandır...Türk'ün atası; "Türk Milleti Zekidir, Köylü Milletin Efendisidir, Ne mutlu Türküm diyene diyen Atatürk'tür".Atalarımızı kılıçla doÄŸrayıp, diri diri kuyulara gömen,Hırvattan dönme Osmanlı devÅŸirmesi Kuyucu Murat deÄŸil...

Atatürk'ün "Türk Milleti Zekidir" sözünü bile saptırmaya çalışan devÅŸirme-padiÅŸah  hayranları, Osmanlı PadiÅŸahlarının "Türkler" için söyledikleri bir tane güzel sözü bulabilirler mi acaba? Bu örneklemelerle 5 tane Türk Düşmanı  ile Osmanlı Devleti'nin deÄŸerlendirilemeyeceÄŸini söyleyenler de olacaktır. Ancak Celali isyanlarının,  sadece adaletsiz vergi sistemine baÄŸlı olmadığı günümüzde Osmanlı belgeleri ile yavaÅŸ yavaÅŸ su yüzüne çıkmaktadır.

Bizlere düşen görev ,geçmiÅŸte Türk Milletine açılan tezgahların ulusumuzu nerelere sürüklediÄŸini, geleceÄŸimizi nasıl ÅŸekilendirdiÄŸini anlayıp aynı hatalara düşmemek için gerekli önlemleri almaktır. Aynı soydan gelen insanları bile birbirine düşman etmek için  İslam Dinini bile alet edecek kadar,  gözlerini kan bürümüş sinsi düşmanlarımızın , ezelden beridir hep aramızda olduÄŸu gerçeÄŸini göz ardı etmememiz gerekiyor.  Bu devÅŸirmelerin soylarını devam ettirenlerin de kime-hangi zihniyete  hizmet edebileceÄŸi yorumunu sizlere bırakıyoruz.

 Hasılı , hiçbir ÅŸekilde Osmanlı'nın  hizmetini göremeyen bunun yanında hep üretip, vergi veren savaÅŸlarda ölen  Türkler  için bu tür yaklaşımlar ve olumsuzluklar  üst üste gelince isyan kaçınılmaz oldu. Artık her damla bardak taşıran idi.

 16.YY baÅŸlarında patlak veren bu isyanlar, insanların sabrını ve ekonomik gücünü zorlayan vergilerin yanında zorla yapılan sünnileÅŸtirme çalışmaları  "çiftbozanlığa" ve sonunda da önüne geçilemeyen büyük bir göç dalgasına neden oldu. Batıdaki obalar doÄŸuya, doÄŸudaki obalar batıya, sonbahar yaprakları gibi savruldular. Tahrir defterlerinde Åžucuuddin(Ulukışla)'da önceleri 1512-1520 yıllarında Eymirli isminde bir oba bulunmamaktadır. Bu oba yani Emirli Obası 1520'den önce Aydın Livasındadır.(Orhan Sakin) .

Emirli 35 Hane Yok-Kayıt Dışı
1530 Nüfus Sayımı 1571 nüfus sayımı

Elimizdeki kaynaklarda bir takım oturmayan, mantığa ters gelen veriler var gibi görünmektedir. Şöyleki;1530 nüfus sayımında KılanoÄŸlu Obası ve Emirlü'nün nüfusu kayıtlara geçerken, yine 1530 yılı NiÄŸde Haritası'nda Emürlü'nün olup, KılanoÄŸlu-Kılan Köyü'nün olmadığı görülmektedir. Bu durum şöyle açıklanabilir; Emirlü Kızılöz'de  varken, Osmanlı ilk önce civar köylerin sayısını ve  tespitini yapmıştı. Sayım memurlarının ellerindeki haritaya göre  sayım yapması istenmeliydi. Zaten saÄŸlıklı bir nüfus sayımı için de bu gereklidir.Harita çizildikten kısa süre sonra KılanoÄŸlu oÄŸlu obası yerleÅŸmiÅŸtir. AÄŸalık düzenine geçilmesinden sonra civarda Emirlü diye bir obanın barınması, haliyle kolay deÄŸildi.

Aktoprak Köyü'nden Osmanlı ArÅŸivlerinden emekli olmuÅŸ Osman Erdem'in belgelere dayanarak verdiÄŸi bilgilere göre 1530 yılında Emirli nüfusu Osmanlı kayıtlarında bulunurken 1570'li yıllarda tekrar yapılan nüfus sayımında ise Emirli obasına rastlanmamaktadır.  Emirli'nin 40 yıl içinde bölgemizden göç etmesinin nedenlerini şöyle sıralayabiliriz.;

1-Saruca-Sekban(1) oluşumları,

2- Osmanlı'ya  karşı yapılan Celali İsyanları, 

3-Adaletsiz vergi düzenlemeleri.

4. Kıbrıs  adasına sürgün veya zorunlu  iskan....(Bu biraz olasılık dışı olabilir. Çünkü 18.YY'da Karaman, İçel'de, Emirli iskanı vardır. 5-10 Hane'nin Kıbrıs'a gönderilme ihtimali de vardır.)

 Åžeklinde sıralanabilir. Kıbrıs'ın fethedilmesi ile o bölgenin ÅŸenlendirilmesi için özellikle Anadolu'dan obaların yerleÅŸtirilmesi söz konusu idi. Hatta Kıbrıs'ın güzelliklerinden, narenciye bahçelerinden bahsedilerek cazip halde gösterilmeye çalışılsa da bu propaganda yöntemi pek iÅŸe yaramamıştır. Daha sonraları  genellikle kavgalı ,vukuatlı obalar zorla Kıbrıs'a yerleÅŸtirilmiÅŸtir. O zamanki Kılan Köyü'nden 5 hane'nin gönderildiÄŸi bilgisi vardır(O.A). Kıbrıs, özünde o yıllarda resmen sürgün yeridir.

Köyümüz Emirler'in , haritada geçen Emirli ile aynı olduÄŸu varsayımı, yerel kaynaklardan edindiÄŸimiz bilgilere göre de pek gerçekçi deÄŸildir.Zira geriye doÄŸru yıl hesabı ile soy kütüğü devam ettirildiÄŸinde  Eymir Al-i'(Emir Ali)ye 1530 yılında rastlamak da gene mümkün deÄŸildir.Molla Mustafa(1852-1910) oÄŸlu Molla Ali (1881-1970)'nin doÄŸum tarihleri arasındaki 30 yılı geriye doÄŸru düşürürsek, Eymir Al-i nin doÄŸum tarihinin  1732 olduÄŸu kabaca görülür. Ki 18.YY'da Konya Sancağında "İmir Ali", Karaman  civarında, İç-İl sancağında  iskan olunmuÅŸ Eymirler obaları bulunmaktadır(2).  Bu deliller ışığında Emirler ile haritada adı geçen  Emirli obalarının farklı oldukları görülmektedir.

Türkman taifesinden Emirali adında baÅŸka bir obanın da  Yeni İl Kazası Sivas Sancağı'nda da iskanı görünmektedir. Eymür, Eymürler, Eymürlü gibi yörükan taifesinden teÅŸekküller de İçel ve Çorum Sancaklarında iskan olunmuÅŸlardır. Kısaca Emirler'in 18. Yüzyılda NiÄŸde dışındaki bölgelerde  iskan izlerinin olduÄŸu ancak o bölgelerden birinden kopup 19. YY'da Ulukışla'ya  yerleÅŸtikleri tezi ortaya çıkıyor.

Emir İsa soyundan gelip de resmi doÄŸum tarihleri bilinenler arasındaki yaÅŸ farkının, ortalama 30 olduÄŸu görülmektedir. Karın deÄŸiÅŸikliÄŸindeki 30 yıl farkı yardımıyla ,Eymir Al-i'nin doÄŸum tarihinin  örüntü yolu ile modellenerek hesaplanması aÅŸağıdadır.

Yukarıdaki tabloya göre Eymir Ali'nin 1530 yılına ulaşmasına yaklaşık 200 yıl vardır ve bu da imkansızdır. Emirlü,Emirler Köyü değildir.

(1)Saruca-Sekban:Otorite boşluğu, vergi adaletsizliği, inanç özgürlüğününün kısıtlanması karşısında oluşan devlet düzenine karşı olan yaya ve atlı çete gurubu.

Teşekkür: Aktoprak Köyü'nden Osman Erdem(Osmanlı Arşivcisi), Sezai Yıldız, Galip Bircan'a çok teşekkür ederiz.

Kaynaklar:

Umar. Ö. Oflaz

OÄŸuzname


 

Cevdet Türkay

(2)Osmalı'da Aşiret ve Oymaklar


   

Orhan Sakin

Anadolu'da Türkmenler ve Yörükler
 

Faruk Sümer

Oğuzlar(Türkmenler)


     

Yusuf Halaçoğlu

(18.YY'da  Osmanlı'nın İskan Politikası ve AÅŸiretlerin YerleÅŸtirilmesi)

 

Yorumlar
Ara
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!
KENAN |Y-m-d H:i:s
Güzel çalışma, faydalandım.

Celali isyanları başlığı altındaki bazı ifadelerin daha derinlemesine ve
ayrıntılı yazılması daha doğru olabilirdi. Bu şekliyle yanlış anlaşılmaya müsait
gözüküyor.

Türklerin tarih boyunca göçebe millet olduğundan yola çıkarsak Emirler Köyünü
tarihin çok gerilerinde aramamız doğru değil.

Ali Yılmaz  - re: |Y-m-d H:i:s
avatar
KENAN yazan:


Celali isyanları başlığı altındaki bazı ifadelerin daha derinlemesine ve
ayrıntılı yazılması daha doğru olabilirdi. Bu şekliyle yanlış anlaşılmaya müsait
gözüküyor.

.. Ekleme yapıldı.(Uyarınız için teşekür ederim)



KENAN yazan:
.

Türklerin tarih boyunca göçebe millet olduğundan yola çıkarsak .....



Lütfen burayı tıklayınız.
Son Güncelleme: ÇarÅŸamba, 05 Mayıs 2010 14:33  

Arama


Kimler var?

None

GiriÅŸ



Niğde Ulukışla Emirler Köyü