Türk Dil Kurumu "yunak" sözcüğünü sadece "hamam" olarak açıklasada, Emirler Köyü'nde yunak çamaşırhane olarak da kullanılmaktaydı. Eskiköy'den göçüldüğü yıllarda ilk yunaklık Ahmet Yılmaz(Mehmet Çavuş Oğlu) evinin 100 m ilerisinde çay kenarında idi. Daha sonraları Ahmet Sönmez'in bahçesinin altına bir tane yapıldıktan sonra, Hoca'nın Pınarı denilen pınarın olduğu yere bir yunak daha yapıldı.
Köylü kadınlar bir gün öncesinden yunaklığa bakır leğenlerle ocak kurardı. Ertesi sabah ise saat 5-6 gibi yunaklığa gidilir ocaklar yakılırdı. Evvela teneke içinde suyla karıştırılan meşe külü çökelmeye bırakılır daha sonra çamaşırlar yıkanırdı. Yıkanan çamaşırlar civardaki söğüt, toru gibi ağaçlarına dallarına asılarak kurumaya bırakılırdı. Buraya kadar yunaklık "çamaşırhane görevini" yerine getirmiş oluyordu.
Sıra çocukların ve kadınların banyo zamanı. Evvela çocuklar çimdirilirdi. Küllü su ile sabun köpürtülerek çocukların sırtı-başı bir güzel yunurdu. Ahmet Sayar;" Küllü suyu sırtımıza döktüler mi derimiz kavlardı" dediği küllü suyun mikrop öldürücü bir yanı olduğu biliniyor. Aynı zamanda şimdiki "yumuşatıcı", belki de "kireç kırıcı" özelliği vardı.Daha sonra kadınlar yıkanırdı. Çocuklar ve kadınlar bir iyce yunduktan sonra, kuruyan çamaşırlar peştembala sarılıp bir omuza alınır, diğer omuza ise leğen alınıp, yalın ayak lastik ayakkabı elde(kirlenmesin diye) köyün yolu tutulurdu. Bir çok kadının temizlik pahasına karda buzda yunaklıkta satlıcan(Zatürre)'ye yakalanıp vefat ettiğini üzüntüyle hatırlıyoruz.. Bazı yetişkin erkeklerin de akşam vakti yunaklıkta yunduğu biliniyor.
Gelinin Karşılandığı Yunaklık Yolu
Aslında yunaklığın bilinen "Türk Hamamı" kültürünün çekirdek yapısını oluşturduğu inkar edilemez. Bunun yanında " gelin yıkama" töreni, Türk Kültürü ve Türk töreleri hakkında ilginç detaylar içermektedir. Gelin yıkama öğlen vaktinde başlar ikindiye kadar devam ederdi. 10-15 kadın gelini yunaklığa tef eşliğinde götürür içerde türküler eşliğinde gelin yıkanırdı. Bir söyleme göre keman ve darbukadan oluşan ekip yunaklığın dışında bir yerde bir kenara çekilir çalardı. İçerde ise kadınlar bu müzik eşliğinde de oynadıkları rivayet ediliyor. İkindi vaktinde artık hazır olan gelin yunaklıktan çıkarılır , yine tefler ve türküler eşliğinde eve doğru getirilirdi. Bazen yolda düğün alayı çalgılar ile yunaklık alayını karşılardı.
Yunaklıkta müzik eşliğinde gelin yıkama, zannedildiğinin aksine köyümüzde müzik kültürünün çok önceleri yadsınmadığını , müziğin aslında hep içimizde olduğunu göstermektedir. Bilinen geçmiş yıllardaki hükümetlerin politikaları nedeni ile maalesef köy köy, mezra mezra, insanlarımız kendi kültürlerini unuttu ve uzaklaştı. Çalgı çalmak ayıp günah sayıldı. Kadınlar o yıllarda türkü söyleyerek gelini getirirken bugün bu geleneği devam ettirmeye çalışmak " edepsizlik", "moderinlik" olur.Oysa Asya geleneklerimizde ibadetlerin bir kısmı müzikle yapılırdı. Müzik bizim için vazgeçilmez iken yakın tarihte Rum, Ermeni,devşirme şimdi ise Çingene işi oldu. Kopuz(bağlama), ud, kanun, tar, kabak kemani, kemençe, sipsi, zurna, kaval ,bendir gibi bir çok müzik aletinin mucidi olan Türkler ne ilginçtir ki kendi kültürünün yabancısı konumuna düşmüştür.







